MÜHİM MESELE
Nefes al, nefes ver. Nefes al, nefes ver… Nefes al… ve biraz tut şimdi.
Okudukça ben olacağın bir yer burası. Okudukça beni anlayacağın yer, burası. Belki nefret edeceksin benden beni tanıdığına pişman olarak, belki de beni özleyeceksin yine pişmanlıkla.Ne okuman için bir sebep var, ne de okudukça varacağın bir sonuç.
Sadece ben. Eğer istersen.
Şimdi bırakabilirsin.
19 Mayıs 2015 Salı
Eksik
En köşesinde yere çökmüş ağlıyorum, bembeyaz boyayla boyanmış odanın sessizce. Kemiklerim etlerime batıyor hıçkırdıkça. Ellerim yakıyor bedenimi, dokundukça bedenime. Başkasının acısı mı bu, hatırlamıyorum. Lakin en derinimde hissediyorum. Gözlerim hala kapalı ama bembeyaz ışık her yanımda. Zihnimde. Nefesimde. Teninde. Kaybettikçe biraz daha birikiyorum. Yankılar var etrafımda, odanın her yanından, parça parça işittiğim kendi içinde anlamı olan, lakin birleşince korkum olan yankılar. Az kaldı uyanacağım uykumdan. Tekmeleyerek, yırtarak kaçacağım zindan beyazı odamdan. Ve o an neler l......
17 Nisan 2015 Cuma
Ses.390
Hayatımda bu kadar "genel" olduğum bi dönem olmamıştı. Herkes ile aynı sorunları yaşıyorum. O sebepledir ki neler hissediyorum yazmayacağım. Aynaya baktığında bilinecek şeyler zira. Çok sıradanım. Hayallerim hedeflerim büyük lakin dertlerim çok sıradan. Saçmalığın ortasında yaşıyorum ve kimseye de anlatamıyorum anlatılacak bişeyler olmadığından. Ama neler yaptığımdan kısa kısa bahsedecek olursam;
* İş hayatımda normalde göstermediğim sabrın sınırındayım.
* Kimsem kalmadı yanımda, ya çok uzaktalar, yada artık benimle değiller (ki genelde benimle değiller).
* Gitar çalma işini epey ilerlettim, hatta Epikriz'in kayıtlarında bir şarkının gitarlarını ben çaldım. Pek tabi bütün albümün davullarını da.
* Geleceğim ile ilgili çok hoş planlarım ve yanımda olan bir tane çok iyi dostum var. Ama bu iki "en büyük etmen" e rağmen, ilerleyemiyorum. Komik.
* Yaratıcılığım ise durmuş durumda duygusal sebeplerle. Boşluk mu deriz yoksa doluluk mu bilemedim.
* İş hayatımda ki sabrımın yanında, özel hayatımda o sabırdan eser göremiyorum. Yok yani. Neler yapıyorum, kimlerin üzerine gidiyorum, kimlere tahammül edemiyorum anlatsam, kendim üzülürüm.
Sanırım bu kadar.
---
Yazarken bunlar çınlıyordu kulağımda;
When all are dizzy and happy from too much wine
I leave the party behind
To be alone with my thoughts and this spinning mind
Through this cold night
But there she stands
And she walks like you
And she smiles almost like you
A child of the wild just like you
Yes.
For a second I think I get a glimpse
Of the real her, behind
She's warm and fragile
With smiles that reach to her eyes
But just this moment,
A change so sublime
If she looked me deep into my eyes
And softly asked me too
I'd be in her bed and in her flesh
And waste a life I knew
So I hold my breath and close my eyes
And focus on the wine
Let this trembling moment pass us by
So I could say goodnight
But then, an impulse
I almost touched her face
Before I pulled back my hand
And we get nervous
We laugh and she spills her wine
Both so awkward, for what's on our mind
And she talks like you
And she smells almost like you
A child of the wild just like you
But she's not all you
Even strives not to be you
Just like every sister would do
And perhaps it's the want
Of you in her eyes
But I want her this one single time
...Just this one time
If she looked me deep into my eyes
And softly asked me too
I'd be in her bed and in her flesh
And waste a life I knew
So I hold my breath and close my eyes
And focus on the wine
Let this trembling moment pass us by
So I could say goodnight
If I'd looked into her eyes
And softly asked her too
She would give herself and give her flesh
And waste a life she knew
So we hold our breath, and close our eyes
And take a sip of wine
But this thirst has emptied every glass
And we should say goodnight
...God, help me say goodnight.
* İş hayatımda normalde göstermediğim sabrın sınırındayım.
* Kimsem kalmadı yanımda, ya çok uzaktalar, yada artık benimle değiller (ki genelde benimle değiller).
* Gitar çalma işini epey ilerlettim, hatta Epikriz'in kayıtlarında bir şarkının gitarlarını ben çaldım. Pek tabi bütün albümün davullarını da.
* Geleceğim ile ilgili çok hoş planlarım ve yanımda olan bir tane çok iyi dostum var. Ama bu iki "en büyük etmen" e rağmen, ilerleyemiyorum. Komik.
* Yaratıcılığım ise durmuş durumda duygusal sebeplerle. Boşluk mu deriz yoksa doluluk mu bilemedim.
* İş hayatımda ki sabrımın yanında, özel hayatımda o sabırdan eser göremiyorum. Yok yani. Neler yapıyorum, kimlerin üzerine gidiyorum, kimlere tahammül edemiyorum anlatsam, kendim üzülürüm.
Sanırım bu kadar.
---
Yazarken bunlar çınlıyordu kulağımda;
When all are dizzy and happy from too much wine
I leave the party behind
To be alone with my thoughts and this spinning mind
Through this cold night
But there she stands
And she walks like you
And she smiles almost like you
A child of the wild just like you
Yes.
For a second I think I get a glimpse
Of the real her, behind
She's warm and fragile
With smiles that reach to her eyes
But just this moment,
A change so sublime
If she looked me deep into my eyes
And softly asked me too
I'd be in her bed and in her flesh
And waste a life I knew
So I hold my breath and close my eyes
And focus on the wine
Let this trembling moment pass us by
So I could say goodnight
But then, an impulse
I almost touched her face
Before I pulled back my hand
And we get nervous
We laugh and she spills her wine
Both so awkward, for what's on our mind
And she talks like you
And she smells almost like you
A child of the wild just like you
But she's not all you
Even strives not to be you
Just like every sister would do
And perhaps it's the want
Of you in her eyes
But I want her this one single time
...Just this one time
If she looked me deep into my eyes
And softly asked me too
I'd be in her bed and in her flesh
And waste a life I knew
So I hold my breath and close my eyes
And focus on the wine
Let this trembling moment pass us by
So I could say goodnight
If I'd looked into her eyes
And softly asked her too
She would give herself and give her flesh
And waste a life she knew
So we hold our breath, and close our eyes
And take a sip of wine
But this thirst has emptied every glass
And we should say goodnight
...God, help me say goodnight.
11 Nisan 2015 Cumartesi
Anlamsız
Mektubumun son cümlesi, güneşin son parıltısı, rüzgarın ilk esişi, yağmurun ilk damlası, müziğimin ilk notası, hayalimin başlangıcı, gerçeğin son noktası. Yoklar. Hala var olamadılar. Merak ediyorum, bugün nasılsın? Hiç düşünüyor musun? Yada hiç düşündün mü?
1 Nisan 2015 Çarşamba
Ses.389
Hava çok güzel, manzaram yok.
Fikirlerim var, zamanım yok.
Planlarım var, imkanım yok.
Nereye kadar gidecek bu böyle? Ben bunlara dayanmak zorunda mıyım? Ne yapmam lazım? Bir yardım eli uzansa çok iyi olur çünkü ne yapmam gerektiği ile ilgili zerre fikrim yok. Sakinliğime her zamankinden daha hakimim ama bu göğsümün ortasında bi şişkinlik yaratıyor. Patlayacak ve hasarları sonuçları benim taşıyabileceğimden ağır olacak. Korkuyorum pek tabi.
Fikirlerim var, zamanım yok.
Planlarım var, imkanım yok.
Nereye kadar gidecek bu böyle? Ben bunlara dayanmak zorunda mıyım? Ne yapmam lazım? Bir yardım eli uzansa çok iyi olur çünkü ne yapmam gerektiği ile ilgili zerre fikrim yok. Sakinliğime her zamankinden daha hakimim ama bu göğsümün ortasında bi şişkinlik yaratıyor. Patlayacak ve hasarları sonuçları benim taşıyabileceğimden ağır olacak. Korkuyorum pek tabi.
26 Mart 2015 Perşembe
Ses.388
Bambaşka bi şarkı buldum. En göz önünde olan adamın, en gözden kaçırdığım albümünün. Iyi olmuş aslında. Belkide kirlenecekti anılar ile daha evvel bilseydim. Yalnızlık ve yıldızlar. Buz kesmiş duvarlar. Kendi içimde tezat, hissettiğim duygular. Ama en azından bu şarkı benim. Bu şarkıda kimse yok. Yankı gibi, içimde dönüp duruyor artarak. Sh... Dinle biraz.
18 Mart 2015 Çarşamba
Hand.Cannot.Erase
Kaos, yalnızlık, karanlık, aydınlık, ceza, hayat, mutluluk, kayıp, acı, zevk, pişmanlık, değişim, sıradanlık. Yeni albüm herkesin hayatında olabilecek şeyleri, o kadar süslü (olumsuzluk olarak değil tabi ki) anlatıyor ki, kendimi görüyorum ister istemez. Ama en çok seni görüyorum. Penceresinden dışarı bakınca gördüklerini anlatan kadın, kedisi olan, ailesiyle asla yakın olmayan, korkuları olan kadın. Bu hangimiz olamaya bilir ki? Ama anlatanlar, aktaranlar, o kadar gerçek anlatıyor ki, ellerimle tutabiliyorum matlığı. Zaten bu şarkıları hem dinlemeyi istemek hem de dinlerken acı çekmek bu yüzden imkanlı oluyor. Kollarımda görülmeyen bıçak yaralarıdır bu şarkılar. İstersen görebilirsin.
27 Şubat 2015 Cuma
Ses.387
Tükenmek.
Bu sıralar en çok istediğim şey. Her anı tüketip yok olmak istiyorum. Hissettiğim her şeyi, yaşadığım her anı, gördüğüm herkesi tek tek tüketip yok olmak.
İntihar fikri hiç bir zaman bu denli mantıklı gelmemişti bana. Huzurlu bi son değil de acıklı, bitmiş, tükenmiş, ağladıkça değişmeyecek, üzüldükçe dinmeyecek acılara alışmışım ben. Yaşadığım için değil. Zihnimde belirdiği için. Belki tecrübe ettim, belki de edeceğim. Ama nefesim tükenene kadar ağlamak istiyor olmam, hissedeceğim ile mi alakalı, yoksa sadece kuruntu mu yapıyorum bilmiyorum ( Guthrie Govan, atma böyle solo lütfen..) İçerimde bi yerde o kadar çok fazla şey var ki, aralarından birisini seçip odaklanamıyorum ona. Sadece varlığını boğazımdaki yumrudan dolayı hissettiğim şeyler.
Bitmeyecek bu hislerin oluşturduğu fikir. Her gün daha da yenilenecek, farklı suretlerde, aynı isimle. Tükenmeyecek, dinmeyecek, azalmayacak. Acı dediğin bi süre sonra geçer. Bu belli ki acı değil. Bi yöneliş. Bi algı. Kaybetmekten korkmak, en büyük korkum olmuş. Bitsin istiyorum. Ya gerçekten kaybedeyim, her ne ise karşımda olan şey. Yada ben tükeneyim biteyim, nefesim kesilsin, beynim çalışmasın, kan akmasın damarlarımdan. Git gide ağırlaşıyor. Sesler duyuyorum çünkü artık, kimsenin konuşmadığı. Yankılanıyor, beynimin duvarından diğerine sekiyor. Nereden geldiğini anlamadan, maruz kalıyorum. İstemiyorum. Başım ağrıyor mütemadiyen. Eklemlerimi saymıyorum bile.
Çok geliyor her şey, nolur bi sonu olsun. Kendim yapmak zorunda bile olsam bi sonu olsun ve bitsin.
Hep manzarasını izlediğim balkon son olsun benim için.
Ve sonra mı?
Sessizlik, hissizlik, yıldızlar, tozlar ve hiç.
Bu sıralar en çok istediğim şey. Her anı tüketip yok olmak istiyorum. Hissettiğim her şeyi, yaşadığım her anı, gördüğüm herkesi tek tek tüketip yok olmak.
İntihar fikri hiç bir zaman bu denli mantıklı gelmemişti bana. Huzurlu bi son değil de acıklı, bitmiş, tükenmiş, ağladıkça değişmeyecek, üzüldükçe dinmeyecek acılara alışmışım ben. Yaşadığım için değil. Zihnimde belirdiği için. Belki tecrübe ettim, belki de edeceğim. Ama nefesim tükenene kadar ağlamak istiyor olmam, hissedeceğim ile mi alakalı, yoksa sadece kuruntu mu yapıyorum bilmiyorum ( Guthrie Govan, atma böyle solo lütfen..) İçerimde bi yerde o kadar çok fazla şey var ki, aralarından birisini seçip odaklanamıyorum ona. Sadece varlığını boğazımdaki yumrudan dolayı hissettiğim şeyler.
Bitmeyecek bu hislerin oluşturduğu fikir. Her gün daha da yenilenecek, farklı suretlerde, aynı isimle. Tükenmeyecek, dinmeyecek, azalmayacak. Acı dediğin bi süre sonra geçer. Bu belli ki acı değil. Bi yöneliş. Bi algı. Kaybetmekten korkmak, en büyük korkum olmuş. Bitsin istiyorum. Ya gerçekten kaybedeyim, her ne ise karşımda olan şey. Yada ben tükeneyim biteyim, nefesim kesilsin, beynim çalışmasın, kan akmasın damarlarımdan. Git gide ağırlaşıyor. Sesler duyuyorum çünkü artık, kimsenin konuşmadığı. Yankılanıyor, beynimin duvarından diğerine sekiyor. Nereden geldiğini anlamadan, maruz kalıyorum. İstemiyorum. Başım ağrıyor mütemadiyen. Eklemlerimi saymıyorum bile.
Çok geliyor her şey, nolur bi sonu olsun. Kendim yapmak zorunda bile olsam bi sonu olsun ve bitsin.
Hep manzarasını izlediğim balkon son olsun benim için.
Ve sonra mı?
Sessizlik, hissizlik, yıldızlar, tozlar ve hiç.
16 Şubat 2015 Pazartesi
Ses.386
Baya baya unuttum yazmayı ben. Gerçi meşguldüm biraz ama yine de baya unuttum. Özür dilerim.
Yazacak pek bişey olmadı bi de, belki o yüzden yazma ihtiyacı belirmeyince, yazmayı da ihmal ettim. Ama yine de şunlar aklımda kaldı son 3 haftadan;
İşe girdim. 1 ay kadar çalışıp kendime doğru düzgün bi bilgisayar alıcam.
Yine gitmek ile alakalı planlar yaptım tabi ki ama giderek zorlaşıyor sanki oralara gitmek, yeniden görmek. Ama başarıcam.
Şimdilik bu kadar aklıma geliyor. Daha normalleşince, burayı güncelleyeğim.
3 Şubat 2015 Salı
Ses.385
Bi fark ettim ki, ağırlık var üzerimde. Gözlerimi açasım gelmiyor, burnum sızlıyor, kanlanmış gözlerim, hissediyorum. Yutkunurken bile acı çekiyorum. Ağzım kurumuş sızıdan. Omurgam sızlıyor yere uzanmaktan. Gözlerimi açtım, sen ölmüşsün. Ama neden, ne zaman bilmiyorum. Sadece o anın içine düşmüşüm. Ulaşamıyorum kimseye ki anlatayım, sorayım doğru mu diye. Öyle sadece hissediyorum, konuşamıyorum. Evde sağa sola yürüyorum birisi biyerden çıkar da ölmedi der diye. Ama hiç kimse yok evde. Yere çöküyorum. Bekledim öylece, aklımda olmayışının verdiği boşluk, varlık, hiçlik, heplik, benlik, anılar, hayaller, geçmiş, gelecek, yüzün, ellerin, yanağın, saçların, omuzun ve hayatımla ilgili olan her şey ile.
Bi an ellerimi yüzüme kapadım, derin bi nefes alıp ellerimi çekince yüzümden fark ettim ki senin mezarının başına gelmişim. Ağzımda acı bi tat var, yanağımı ısırıyorum acısın da aklım başka yere gitsin diye. Ama hissedemiyorum. Sadece hıçkırıyorum devamlı ama ağlayamıyorum. Kocaman bi taş yutmuşum gibi. Kemiklerimin arası sızlıyor. Öylece bekliyorum etrafta olan insanlar gitsin diye ama uzun sürüyor. Başım ellerimin arasında öylece bekliyorum, daha da bekliyorum. Biraz daha bekliyorum. Nefesimi tutuyorum, belki ölürüm diye. Ama tanıdığım insanlar gelip bana bişeyler söylüyor. Üzülme diyorlar. Duyamıyorum hiç birisini. Sadece ağızları hareket ediyor. Gözlerine bakamıyorum kimsenin, göz ucuyla suretleri beliriyor sadece zihnimde.
Nihayet herkes gidince, sessizlik artık rüzgar sesine dönüşünce, üzerinden bi avuç toprak alıyorum elime, bakıyorum ona. Saatlerce bakıyorum. Günlerce bakıyorum. Acısı geçmiyor hiç. Gözlerim hep doluyor ama ağlayamıyorum. Dişlerim damaklarıma batmaya başlıyor. Ayağa kalkıyorum gözlerimi kapatıp aklıma yüzün gelsin diye bekliyorum.
Bi açıyorum gözlerimi.
Hala her yer karanlık.
Bir daha kapıyorum, açıyorum.
Hala karanlık.
Sonra bi uyanıyorum, sağ kulağım acıyor. Üzerine yatmışım kolumun falan. Sinir oluyorum yorgana yatağa yastığa hepsine. Tableti elime alıyorum bi bakıyorum, sen hala yazmamışsın. Kızıyorum önce bi ama sonra geçiyor. Toprağın geliyor aklıma, gülüyorum. Kalkıp soğuk bi su içmenin zamanı gelmiş galiba.
Bi an ellerimi yüzüme kapadım, derin bi nefes alıp ellerimi çekince yüzümden fark ettim ki senin mezarının başına gelmişim. Ağzımda acı bi tat var, yanağımı ısırıyorum acısın da aklım başka yere gitsin diye. Ama hissedemiyorum. Sadece hıçkırıyorum devamlı ama ağlayamıyorum. Kocaman bi taş yutmuşum gibi. Kemiklerimin arası sızlıyor. Öylece bekliyorum etrafta olan insanlar gitsin diye ama uzun sürüyor. Başım ellerimin arasında öylece bekliyorum, daha da bekliyorum. Biraz daha bekliyorum. Nefesimi tutuyorum, belki ölürüm diye. Ama tanıdığım insanlar gelip bana bişeyler söylüyor. Üzülme diyorlar. Duyamıyorum hiç birisini. Sadece ağızları hareket ediyor. Gözlerine bakamıyorum kimsenin, göz ucuyla suretleri beliriyor sadece zihnimde.
Nihayet herkes gidince, sessizlik artık rüzgar sesine dönüşünce, üzerinden bi avuç toprak alıyorum elime, bakıyorum ona. Saatlerce bakıyorum. Günlerce bakıyorum. Acısı geçmiyor hiç. Gözlerim hep doluyor ama ağlayamıyorum. Dişlerim damaklarıma batmaya başlıyor. Ayağa kalkıyorum gözlerimi kapatıp aklıma yüzün gelsin diye bekliyorum.
Bi açıyorum gözlerimi.
Hala her yer karanlık.
Bir daha kapıyorum, açıyorum.
Hala karanlık.
Sonra bi uyanıyorum, sağ kulağım acıyor. Üzerine yatmışım kolumun falan. Sinir oluyorum yorgana yatağa yastığa hepsine. Tableti elime alıyorum bi bakıyorum, sen hala yazmamışsın. Kızıyorum önce bi ama sonra geçiyor. Toprağın geliyor aklıma, gülüyorum. Kalkıp soğuk bi su içmenin zamanı gelmiş galiba.
1 Şubat 2015 Pazar
Ses.384
Neden hayatımdaki tüm insanlar, beklentilerini hayallerinin ötesinde tutuyorlar ki benimle ilgili? Rahat rahat bi gece geçiremeyecek miyim ben? Neden sadece iyi geceler dileyip, sakin bi gece geçiremiyorum? Neden suratlarda sanki yapmam gereken bişeyi yapmamışım gibi bi bakış var? Nereden geliyor bu şişkinlik? Arkadaş, ben yapmıyorum sana, size böyle. Siz neden bana yapıyorsunuz? Bir tek ben mi eksiğim la şu dünyada? Yada neden eksik olayım ben? Sen benden ne bekliyorsun da ben yapamıyorum? Belki de sen hiç konuşmuyorsundur? Olabilir mi? Aklından geçenleri okuyamadığımı görmek bu kadar zor değil ki. Sadece otururken bile, sanki bu işte bi yanlışlık var hissini hissetmekten bunaldım. Atamıyorum da üstümden. Büyük bi drama var ve o dramayı sen yaratıyorsun adam/kadın. Ve çözebilecek tek kişi sen iken, kendinden başka herkesi bu durumdan sorumlu tutuyorsun. İşte bu, beni bok gibi hissettiriyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)