Uzun zamandır buraya bişeyler yazmıyordum. Ama doğum günüm vesilesiyle anlatmak istedim bazı değişik şeyleri hayatımdaki.
Mutluyum. Müzik yapıyorum, müzik yazıyorum, geziyorum, eğleniyorum, sevdiklerimle beraber oluyorum. Daha başka bişey istemek yada elimde olmayanlar için hayıflanmak bana ayıp geliyor.
O yüzden sadece mutluyum ve 29'um artık. Böyle biline.
MÜHİM MESELE
Nefes al, nefes ver. Nefes al, nefes ver… Nefes al… ve biraz tut şimdi.
Okudukça ben olacağın bir yer burası. Okudukça beni anlayacağın yer, burası. Belki nefret edeceksin benden beni tanıdığına pişman olarak, belki de beni özleyeceksin yine pişmanlıkla.Ne okuman için bir sebep var, ne de okudukça varacağın bir sonuç.
Sadece ben. Eğer istersen.
Şimdi bırakabilirsin.
25 Ekim 2017 Çarşamba
29 Haziran 2017 Perşembe
Ses.424
Küçük bir not;
Artık, yani aslında nihayet şarkılarımı yayınlamaya başladım. Yaklaşık 8 yıldır yapmaya çalıştığım şeyi başardım. Ara ara minik açıklamalar ile SoundCloud'a yükleyeceğim müziklerimi.
Aha da link;
https://soundcloud.com/alusdogucangunes
Artık dinlersin bazen.
Artık, yani aslında nihayet şarkılarımı yayınlamaya başladım. Yaklaşık 8 yıldır yapmaya çalıştığım şeyi başardım. Ara ara minik açıklamalar ile SoundCloud'a yükleyeceğim müziklerimi.
Aha da link;
https://soundcloud.com/alusdogucangunes
Artık dinlersin bazen.
20 Nisan 2017 Perşembe
Ses.423
Artık yazamıyorum. Kabul. Yani yazamıyor da değilim, yazmak istemiyorum. Yazarak, bu sıralar özellikle, vakit kaybediyorum gibi hissediyorum. O yüzden, bari sağ taraftaki listede her ay sırayla gözüksün diye en azından bir tane yazmam gerekiyor. Yazacağım da. Mesela bu açıklama o yüzden burarda.
22 Mart 2017 Çarşamba
Ses.422
Bu sefer yazmayı unutmadım. Bilerek bekledim yazacak farklı bişeyler olsun diye. Farklısı olmadı ama yine az rastlanan bişey oldu. Sanırım. Sağ kolum ağrıyor. Daha doğrusu arada uyuşuyor ve boynum tutuluyor mütemadiyen. 3 haftadır falan yanlış yatıyorum diye düşünüyorum ama dün bir tane arkadaşım (kendisine selam olsun) "belki boyun fıtığısındır" dedi. Bok varmış gibi. Aklım alındığında yerine bambaşka bir organ geliyor. Götüm. Bütün gece uyuyamadım ağrısından kolumun. Midem bile bulandı, kas seğirmesinden uyuyamadım doğru düzgün. Belki cidden o kadar vahim bir durum yoktur. Zira bugün daha iyi. Ama aklıma kurt düşürdü it. O yüzden rezalet bir haldeyim. Panik ve huzursuzluk bir arada bana hiç yaramıyor. Panik atak halleri geri döndü zaten 2 aydır. Bu da üstüne ek şahane bir sos oldu. Senaryolar kafamda fink atıyor şu an tarif edemem.
---
Hala pislik bi adamım ona şüphe yok. Rezil bile sayılırım. Ama nedense etrafımdaki insanlar hala ve hala iyi birisi olduğumu söylüyor. Anlamıyorum. Ama yine de onları kırmamak adına her ne yapıyorsam onların gözünde iyi gözüken, devam ediyorum. Bari onları kaybetmeyeyim diye.
---
Hala pislik bi adamım ona şüphe yok. Rezil bile sayılırım. Ama nedense etrafımdaki insanlar hala ve hala iyi birisi olduğumu söylüyor. Anlamıyorum. Ama yine de onları kırmamak adına her ne yapıyorsam onların gözünde iyi gözüken, devam ediyorum. Bari onları kaybetmeyeyim diye.
14 Şubat 2017 Salı
Ses.421
Ve yine aynısı oldu, yazmayı unuttum. Aslına bakarsan bi çok şey aynı oldu. Daha önceden yaptığım gibi yada yapamadığım gibi. Takıntılığımı başka insanlara aktarmaya devam ediyorum-dum ki fark ettiğim anda bıraktım. Bu sefer daha az vakit kaybettim. Bildiğim anlamda "sevmek" sanırım genelde bilinen "sevmek" durumundan farklı. Bunu iyi yada kötü yada olumlu yönde farklı olarak söylemiyorum. Ki kesinlikle iyi yönde değil, çünkü kimi sevsem yada sevmeye çalışsam canımız yanıyor. Bu konunun daha da derinine inip halletmeliyim. Ama birisiyle değil. Mümkünse yalnız başıma. Bu sefer en azından çözmek için yalnız başıma.
26 Ocak 2017 Perşembe
Ses.420
Neredeyse 1 aydır falan aklımda olmasına rağmen yazacak enerjiyi ve ilginçliği bulamadım hayatımda. O yüzden sessiz sedasız ıssız ilgisiz kaldı buralar. Hala da pek yok, o yüzden zorla da olsa bişeyler yazmak istedim ve becerdim. En azından mevzudan bahsederek.
25 Aralık 2016 Pazar
An 2
Bıçak izi bir anlık rüzgar
Ruhun sızısı bir damla nefes
Huzurun sesi bir yudum an
Gözlerinden akıyor yaşanmayan
Kirpiklerinden süzülüyor
Sesinden arınıyor
Ellerinden ulaşıyor
Saçlarına dolanıyor
Bana birikiyor
Ruhun sızısı bir damla nefes
Huzurun sesi bir yudum an
Gözlerinden akıyor yaşanmayan
Kirpiklerinden süzülüyor
Sesinden arınıyor
Ellerinden ulaşıyor
Saçlarına dolanıyor
Bana birikiyor
5 Aralık 2016 Pazartesi
An
Kapalı gözlerden sızan sıcaklık ve ışı
Dudağının yanağına yayıldığı o an
Burnunun aldığı o derin soğuk nefes
Umduğun ile bulduğunun derdi
Geç kalışların, en büyük armağanın
Dudağının yanağına yayıldığı o an
Burnunun aldığı o derin soğuk nefes
Umduğun ile bulduğunun derdi
Geç kalışların, en büyük armağanın
28 Kasım 2016 Pazartesi
Ses.419
Gece Bildirgesi
Keyfim yerinde arkadaşım. Kısa süreli düşüşler yaşasam da yerinde. Arkadaşlarımla aram iyi, hayatım iyileşiyor (belim), yaptığım müzikleri artık dünyalar kadar çok seslerle kaydediyorum (kaydedebiliyorum) falan. Mutluyum. Meşgulüm. Heyecanlıyım. Bu saatte bile. Çok uyumasam da iyiyim.
---
Ahlakın getirdiği yaptırımları saymazsak, hiç olmadığım kadar da pis ve kirliyim.
Keyfim yerinde arkadaşım. Kısa süreli düşüşler yaşasam da yerinde. Arkadaşlarımla aram iyi, hayatım iyileşiyor (belim), yaptığım müzikleri artık dünyalar kadar çok seslerle kaydediyorum (kaydedebiliyorum) falan. Mutluyum. Meşgulüm. Heyecanlıyım. Bu saatte bile. Çok uyumasam da iyiyim.
---
Ahlakın getirdiği yaptırımları saymazsak, hiç olmadığım kadar da pis ve kirliyim.
10 Kasım 2016 Perşembe
Ses.418
Hatırlamaya başladığım andan itibaren kızarmaya başlayan burnum ve ağırlaşmaya başlayan göz kapaklarım bana ısrarlar "Uyu" der gibi. Fakat ben uyumaktansa daha başka şeyler yapmaya başladım. Daha da fazla hatırlamaya başladım seni mesela. "İyi uyu" - "Sen de Alus". Son gerçek, derinden ve kendimiz olarak dialoglarımız birbirimize söylediğimiz. Acıklı, hüzünlü. Kişiliğime dair ne varsa bir köşeye ittiğimi varsayarsak, özledim seni yav. Baya. Hani en saf olabilecek hissiyat ile özledim. Senin oluşabilecek ( ve oluşturmakta da baya başarılı olduğun ) her hangi bir problemin ile alakalı konuşmayı, onu senden almaya çalışmayı, üzülmeni engellemeye çalışmayı, ağladığında göz yaşlarını silmeyi, seni güldürmeyi, seni ısıtmayı. Önceden bunlar çok doğal ve olağan şekilde varken hayatımızda, şimdi kendimi çıkartabilirsem kendimden var olabilecek şeyler. Çok acıklı değil mi? Peki kendimi çıkartabilecek miyim? Mümkün değil. Belki sen de üzülüyorsundur görüşemiyoruz diye, belki sen de bana söylediğin gibi cidden hayatında beni istiyorsundur, hala. Bunlar olumlu yönde asla değişmeyecek şeyler ne yazıkki. Ama ben yine de seni özledim, kokunu, burnunu, tenini, kirpiklerini, nefesini. Ve ne olacak biliyor musun, yarın olduğunda, günlük rutinler arasında kaybolacak bu özlemim. Bu daha da acı.
---
---
"Ve bu ihtimaller, çok ümit bağladığımız ışıklardır."
30 Ekim 2016 Pazar
Ses.417
"When I have nothing else,I try to dream the dreams of a child’s imaginings. "
"Saçların. Başın sanki süslerle donanmış gibi gösterirdi seni. Kokusunu hala hatırlıyorum… Ama bulamıyorum başka hiç bir yerde. Saçlarına aitlerdi. Sadece saçlarına ve sana. Denizler kadar narin ve uçsuz gözlerin. Bana bakardı önceden. İçinde kaybolmayayım diye ellerimi de tutardın eskiden. Hatırlıyorum. Hatırlanmaması gereken hatıraların en başında yer alan o gözleri. Kapattığında gözlerini kirpiklerin tutardı beni kendinde. Biraz daha göreyim diye seni. Şu an peki? Nerede öldün acaba? Nefesin mi yetmedi seni hayata tutmak için, yoksa karanlıkta bir anda ne olduğunu anlamadan bitti mi yeni hatıra ihtimallerin? Umarım, bir anda olmuştur, bana olamayacağı gibi. Uzun uzun yaşıyorum sensizliği, sessizliği. O kadar zor ki denizi izlemek. O kadar zor ki nedenler aramak. O kadar zor ki aldığım nefesi vermeye ihtiyaç duymamak. Bilemezsin, bilmemelisin de. Sen belki de doğru olanı yaptın. Neden dayanmak zorundasın ki? Neden bir gün daha yaşayasın ki? Neden bir gün daha, sadece alışılmış farklılıkları yaşama ihtimalini zorlayasın ki? Çok haklısın, çok haklıydın. Ama “adını bile söyleyemediğim kadın” o kadar zor ki karanlığın içinde kayboluşunun, benim için seninle ilgili son hatıra olması… Zorluklarını zorluklarımla kıyaslamıyorum fakat, sen giderek bir kez öldün. Ben ise senin gidişini izleyerek yaşarken öldüm. Bunun acısını bilemeyeceksin. Ne şanslısın, bundan sonra hiç bir şeyi bilemeyeceksin. Ne yaşadığımı, ne yaşayacağımı ne de unuttuklarımı. Kasım’ın son haftası sen bir kez öldün, ben ikinciyi bekliyorum. İsteksizce. Ama belki seni bir kez daha görürüm, son nefesimden, gözlerime giren son ışık huzmesinden, kulaklarımın duyacağı son seslerden, tenimin hissedeceği son rüzgarlı yağmurdan önce. Sanki gerçekten varsın gibi, gözlerimin ardında. Ve sonra mutlak sessizliğin asla hissedemeyeceğim huzuru içinde kaybolacağım. Bitecek senin bir zamanlar var olduğunu hatırlayacak son insanın da zamanı. İşte o zaman sen de bir kez daha öleceksin. Çok üzgünüm..."
24 Ekim 2016 Pazartesi
Ses.416
Biraz erkenden yazayım istedim. 1 saat 20 dakika sonra 28 yaşımda olacağım. Çok fazla detaya gerek yok fakat farklılık da çok. Mesela Alsancak'a taşınıyorum falan bu hafta. Gayet radikal olacak. Hem de temiz başlangıç sevdiğimden ( ki bence bu en temizi olacak ) ferah duygular hissedeğim.
VE EVET, YALNIZ BAŞIMA EVDE SAKİNCE DOĞUM GÜNÜ GEÇİRECEĞİM YİNE! Mutluyum aslında :)
VE EVET, YALNIZ BAŞIMA EVDE SAKİNCE DOĞUM GÜNÜ GEÇİRECEĞİM YİNE! Mutluyum aslında :)
15 Ekim 2016 Cumartesi
Ses.415
14 Ekim 2016. Kendim için bir şeyler yapmaya başlamış olduğum tarih olarak bir kez daha anlamlandı ( Ayrıca da Mustafa'nın doğum günü tabi ). Fakat kişisel olarak belkide geri dönüşü olmayan çarpık ve belirsiz yollara sapmamam için ortaya çıkmış veya çıkartılmış bambaşka bir seçenek şu an ev-ofis olarak önümde duruyor. Kaybolmamak için bir yerlere tutunmak şartmış. Bunu yine defalarca deneyerek ve kaybolarak öğrendim. Önlem almasını da öğrendim pek belli. 1 hafta içinde Alsancak'a taşınıyorum. Değişik tecrübelere gebe, mis gibi, hayallerle dolacak, ihtimallerle şekillenecek bir "yuva".
---
Ayrıca tam olarak 15 gün evvel yazmam gereken şeyi şimdi yazayım da bir klasik son bulmasın;
EKİM AY'INDAYIZ! Bu ne demek? BENİM DOĞUM AY'IM!
Yine mutlu olacağım ve bu sefer uzun sürsün diye uğraşacağım güzel günüm geliyor.
---
Ve buraya yazmayı cidden çok özlemişim. Kendimce yarattığım mesailer yüzünden ( veya kendimce yarattığım kederler yüzünden ) buraya yazmak biraz külfet haline gelmişti. Ki şu an çok pişmanım kendi kararlarımdan. O yüzden daha da sıklaştırarak yazmaya devam edeceğim. Hem zaten yeni ve yalnız (iyi ki) bir hayata başlayacağım. Bunun bana çok faydası olacağı kesin, buraya da faydası olsun.
---
Çok özlemişim yine yüzünü.
---
Sesini.
---
Endişeni.
---
Hiç özlememişim fakat umursamazlığını.
---
Ve seni.
---
Ayrıca tam olarak 15 gün evvel yazmam gereken şeyi şimdi yazayım da bir klasik son bulmasın;
EKİM AY'INDAYIZ! Bu ne demek? BENİM DOĞUM AY'IM!
Yine mutlu olacağım ve bu sefer uzun sürsün diye uğraşacağım güzel günüm geliyor.
---
Ve buraya yazmayı cidden çok özlemişim. Kendimce yarattığım mesailer yüzünden ( veya kendimce yarattığım kederler yüzünden ) buraya yazmak biraz külfet haline gelmişti. Ki şu an çok pişmanım kendi kararlarımdan. O yüzden daha da sıklaştırarak yazmaya devam edeceğim. Hem zaten yeni ve yalnız (iyi ki) bir hayata başlayacağım. Bunun bana çok faydası olacağı kesin, buraya da faydası olsun.
---
Çok özlemişim yine yüzünü.
---
Sesini.
---
Endişeni.
---
Hiç özlememişim fakat umursamazlığını.
---
Ve seni.
15 Eylül 2016 Perşembe
Ses.414
Yine aynı şeyi yaptım, yine eskileri bulup, okuyup gözlerim yanana kadar okudum. Neyi atlamışım biliyorum sanırım artık. Fırsatları. Apaçık ortada duran fırsatları. Belki de ihtimalleri. Şu an neden bunları okuyor ve görüyorum peki? Ak? Çok mu az geldi ki hatırladıklarım? Bence değil. Ne ise o. Ama şu an fark ediyorum ki, ne düşünürsem düşüneyim veya sen ne yaparsan yap, hiç bir zaman değişmeyecek seni ilk tanıdığımda hissettirdiğin şeyler. Ne yazık ki değişmeyecek ve ben bu tip anları tekrar yaşaya yaşaya seni hatırlayacağım, yine. Ah bir de dokunabilsem.
21 Ağustos 2016 Pazar
Ses.413
Çok fazla diretmeden eksilenleri, eksilecekleri gibi kabul edip başka anlamlar yüklememek, ne kadar zor olabilir ki? 10 yıl kadar. Ama bunu öğrenmiş olmak, bu fikre ve hisse sahip olmak beni daha "düz" yapıyor olmakla beraber, aklımı dinlendiriyor. Biliyorum çünkü eksikliğin nelerden kaynaklanmış olabileceğini, eksikliğin ne talep edildiğinde ortaya çıkacağını. Fazlasını beklememek lazım, verilenle mutlu olmak en büyük zaafım çünkü. Bunu atlatmış olmak, atlatmış olmaya en yakın olmak, güzel bi his.
---
Aidiyet sorununa da çare bulabiliyorum sanırım. Kimseye ait olmadığımı kabul etmem bunu atlatabilmem için çok iyi bi yoldu. Bu kadar net ve açık olan seçenekleri, artık hangi algıya dayanarak seçemiyordum bilmiyorum ama artık bunun tartışmasını yapmayacağım kendimle. Yok ise yok, var ise ne mutlu.
---
Aidiyet sorununa da çare bulabiliyorum sanırım. Kimseye ait olmadığımı kabul etmem bunu atlatabilmem için çok iyi bi yoldu. Bu kadar net ve açık olan seçenekleri, artık hangi algıya dayanarak seçemiyordum bilmiyorum ama artık bunun tartışmasını yapmayacağım kendimle. Yok ise yok, var ise ne mutlu.
30 Temmuz 2016 Cumartesi
Ses.412
Hayata tutunmaya çalışmak, o kadar zor ki, o kadar uğraş gerektiriyor ki, yapılamıyor bazen. Kendi çaban yetmiyor bazen. Bazen ellerinden çıkanlar, zaten sana ait olan değerler bile yetmezken çabalamak o kadar üzücü ki. Bunu görmek, buna şahit olmak ve bazen bunu yaşamak yıldırıyor beni. Genelde yaşamak daha az yoruyor bunu. Huzurlu seslerin arkasına saklanmış uyumsuz (aslında özüne bakıldığı zaman sadece ol'an ve yanına gelenin ona anlam katmadığı zamanlarda sorunsuz ol'an) uğultular gibi ürperti veriyor. Çünkü bunu yaşayan insana uzaktan bakmak, sadece görmek (sanki bana hiç etkisi yokmuş gibi) üzücü. Ha bunu neden hissediyorum onu da bilmiyorum. Nerede, kim varsa yaşamaya çalışan, başına gelen zorlukları aşmaya çalışan (bazen kendi aptallıkları sebep olsada) ellerini tutup daha yukarı kaldırmak istiyorum. Bazen yerlerde sürünmek isteseler dahi. Bu da benim derdim işte, beni de kaldırsalar hoş olur.
28 Temmuz 2016 Perşembe
Ses.411
Tanımadığım bir bilgisayarda, tanımadığım bir koltukta oturup, tanımadığım bir evde uyuyup uyanacağım. Tanımadığım bir yüz görüp, eskiden bildiklerimle devam edemeyecek olmanın verdiği suçlulukla geçireceğim günümü. Üzücü. Geçici belki ama üzücü. Keşke elimden bişeyler gelseydi.
8 Temmuz 2016 Cuma
Ses.410
Zamanda boşluk oluşunca hatırlamak da kabullenmek de anlamak da zor oluyor aramızda. Niyeti görmek bi yana, görmeden olumsuza yönelmek tam benlik hareketler zaten. Çelişkinin bu denlisi benim aklımın almayacağı bir şey çünkü. Hatta bu kadar çelişki, yaklaşım farkı beni tamamen çıkmaza sokuyor. Bilerek davranıyorsan bana böyle, çok ayıp. Ama doğal yollarla böyle oluyorsa, bilinçsizce böyleyse, bu daha da ayıp. Belki de değil bilmiyorum. Zaten bu yüzden bişey olmuyor. Bu yüzden asla aşamadığım bi duvar var aramızda, bizzat ellerimle koyduğum. Ama ilk fırsatta seni de hiç acımadan harcayacağım. Üzgünüm. Sanki hiç şefkat yokmuş gibi harcayacağım. Yine üzgünüm. Hatta hep üzgünüm ve böyle kalacağım.
21 Haziran 2016 Salı
Ses.409
Tesadüf ki, ta 1 ay evvel yazdığım Suspended in Whiteness'ın sözlerini gördüm, sayfayı açtığımda kulağımda çalarken şarkı :) Çok hoşuma gitti. Devamlılığımı yeniden fark ettim, eksik de olsa.
Ben yine dertliyim ha. En büyük sorunumla başbaşayım. Şefkat. Sanırım beni öldürecek bu hissin fazlası. Vücudum yanacak gibi oluyor çünkü artık. Görmek istemediğim insanı, gördüğüm andan sonra, gitmesin istiyorum yanımdan. Hiç bişey yapmasak da olur. Saatlerce, günlerce, yıllarca dursun yanımda. Kokusu değsin burnuma yeter. Çünkü uzun boşluk olunca hayatımızın en son kesişmesinden bu yana, o kısımlar beni korkutmaya başlıyor. Korkacak bişey olmasa bile. O boşluğa tanık olmamak, olamamak ile ilgili takıntım, yanımdan hiç ayrılmaman gerekirken yok olmandan ötürü oldu sanırım. Nedenini sormak artık saçma olur, çok uzun zamanlar çünkü. Hesabı tutulamayacak kadar hemde. Anlatıldığında da ileriye dönük bi etkisi olmayacaksa bir de, hiç bahsetmeye gerek yok. Ama çok üzülüyorum o anların olmamasına. O anların başkalarına ait olması, nefes almamı bile engelleyecek kadar yük oluyor boğazımda. Geçecek umarım. Vahşice de olsa geçecek. Ama biliyorum, şefkat, hem de en büyüğünü sana beslediğim, beni mahvedecek.
Ben yine dertliyim ha. En büyük sorunumla başbaşayım. Şefkat. Sanırım beni öldürecek bu hissin fazlası. Vücudum yanacak gibi oluyor çünkü artık. Görmek istemediğim insanı, gördüğüm andan sonra, gitmesin istiyorum yanımdan. Hiç bişey yapmasak da olur. Saatlerce, günlerce, yıllarca dursun yanımda. Kokusu değsin burnuma yeter. Çünkü uzun boşluk olunca hayatımızın en son kesişmesinden bu yana, o kısımlar beni korkutmaya başlıyor. Korkacak bişey olmasa bile. O boşluğa tanık olmamak, olamamak ile ilgili takıntım, yanımdan hiç ayrılmaman gerekirken yok olmandan ötürü oldu sanırım. Nedenini sormak artık saçma olur, çok uzun zamanlar çünkü. Hesabı tutulamayacak kadar hemde. Anlatıldığında da ileriye dönük bi etkisi olmayacaksa bir de, hiç bahsetmeye gerek yok. Ama çok üzülüyorum o anların olmamasına. O anların başkalarına ait olması, nefes almamı bile engelleyecek kadar yük oluyor boğazımda. Geçecek umarım. Vahşice de olsa geçecek. Ama biliyorum, şefkat, hem de en büyüğünü sana beslediğim, beni mahvedecek.
29 Mayıs 2016 Pazar
Suspended In Whiteness
Soon after the awakening
I flew up in the air
I was a snowflake floating
Through my heavenland
As light as a feather
An ash
Like a grain of sand
From the white desert
And the misplaced time
I really need to find
I was a drop of water
From the pool of life
Since my burden's gone
I am the calm inside
This heaven makes me light
The sudden flashback stirs in my head
I see the boat
I see the ferryman
Recall my choice
Recall the words he said
So where the heaven am I now?
Where the heaven am I?
I don't feel alive
I don't feel alive
I feel nothing
My lips are tightly sealed
My mind is blank
And every part of me is paralyzed
The scattered bits of my consciousness
Are suspended in the whiteness
Another stage of my path
I don't feel alive
I don't feel alive
I feel nothing
I flew up in the air
I was a snowflake floating
Through my heavenland
As light as a feather
An ash
Like a grain of sand
From the white desert
And the misplaced time
I really need to find
I was a drop of water
From the pool of life
Since my burden's gone
I am the calm inside
This heaven makes me light
The sudden flashback stirs in my head
I see the boat
I see the ferryman
Recall my choice
Recall the words he said
So where the heaven am I now?
Where the heaven am I?
I don't feel alive
I don't feel alive
I feel nothing
My lips are tightly sealed
My mind is blank
And every part of me is paralyzed
The scattered bits of my consciousness
Are suspended in the whiteness
Another stage of my path
I don't feel alive
I don't feel alive
I feel nothing
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)