MÜHİM MESELE

Nefes al, nefes ver. Nefes al, nefes ver… Nefes al… ve biraz tut şimdi.

Okudukça ben olacağın bir yer burası. Okudukça beni anlayacağın yer, burası. Belki nefret edeceksin benden beni tanıdığına pişman olarak, belki de beni özleyeceksin yine pişmanlıkla.Ne okuman için bir sebep var, ne de okudukça varacağın bir sonuç.

Sadece ben. Eğer istersen.

Şimdi bırakabilirsin.

26 Mart 2015 Perşembe

Ses.388

Bambaşka bi şarkı buldum. En göz önünde olan adamın, en gözden kaçırdığım albümünün. Iyi olmuş aslında. Belkide kirlenecekti anılar ile daha evvel bilseydim. Yalnızlık ve yıldızlar. Buz kesmiş duvarlar. Kendi içimde tezat, hissettiğim duygular. Ama en azından bu şarkı benim. Bu şarkıda kimse yok. Yankı gibi, içimde dönüp duruyor artarak. Sh... Dinle biraz.

18 Mart 2015 Çarşamba

Hand.Cannot.Erase

Kaos, yalnızlık, karanlık, aydınlık, ceza, hayat, mutluluk, kayıp, acı, zevk, pişmanlık, değişim, sıradanlık. Yeni albüm herkesin hayatında olabilecek şeyleri, o kadar süslü  (olumsuzluk olarak değil tabi ki) anlatıyor ki, kendimi görüyorum ister istemez. Ama en çok seni görüyorum. Penceresinden dışarı bakınca gördüklerini anlatan kadın, kedisi olan, ailesiyle asla yakın olmayan, korkuları olan kadın. Bu hangimiz olamaya bilir ki? Ama anlatanlar, aktaranlar, o kadar gerçek anlatıyor ki, ellerimle tutabiliyorum matlığı. Zaten bu şarkıları hem dinlemeyi istemek hem de dinlerken acı çekmek bu yüzden imkanlı oluyor. Kollarımda görülmeyen bıçak yaralarıdır bu şarkılar. İstersen görebilirsin.

27 Şubat 2015 Cuma

Ses.387

Tükenmek.
Bu sıralar en çok istediğim şey. Her anı tüketip yok olmak istiyorum. Hissettiğim her şeyi, yaşadığım her anı, gördüğüm herkesi tek tek tüketip yok olmak.
İntihar fikri hiç bir zaman bu denli mantıklı gelmemişti bana. Huzurlu bi son değil de acıklı, bitmiş, tükenmiş, ağladıkça değişmeyecek, üzüldükçe dinmeyecek acılara alışmışım ben. Yaşadığım için değil. Zihnimde belirdiği için. Belki tecrübe ettim, belki de edeceğim. Ama nefesim tükenene kadar ağlamak istiyor olmam, hissedeceğim ile mi alakalı, yoksa sadece kuruntu mu yapıyorum bilmiyorum ( Guthrie Govan, atma böyle solo lütfen..) İçerimde bi yerde o kadar çok fazla şey var ki, aralarından birisini seçip odaklanamıyorum ona. Sadece varlığını boğazımdaki yumrudan dolayı hissettiğim şeyler.
Bitmeyecek bu hislerin oluşturduğu fikir. Her gün daha da yenilenecek, farklı suretlerde, aynı isimle. Tükenmeyecek, dinmeyecek, azalmayacak. Acı dediğin bi süre sonra geçer. Bu belli ki acı değil. Bi yöneliş. Bi algı. Kaybetmekten korkmak, en büyük korkum olmuş. Bitsin istiyorum. Ya gerçekten kaybedeyim, her ne ise karşımda olan şey. Yada ben tükeneyim biteyim, nefesim kesilsin, beynim çalışmasın, kan akmasın damarlarımdan. Git gide ağırlaşıyor. Sesler duyuyorum çünkü artık, kimsenin konuşmadığı. Yankılanıyor, beynimin duvarından diğerine sekiyor. Nereden geldiğini anlamadan, maruz kalıyorum. İstemiyorum. Başım ağrıyor mütemadiyen. Eklemlerimi saymıyorum bile.
Çok geliyor her şey, nolur bi sonu olsun. Kendim yapmak zorunda bile olsam bi sonu olsun ve bitsin.
Hep manzarasını izlediğim balkon son olsun benim için.
Ve sonra mı?
Sessizlik, hissizlik, yıldızlar, tozlar ve hiç.

16 Şubat 2015 Pazartesi

Ses.386

Baya baya unuttum yazmayı ben. Gerçi meşguldüm biraz ama yine de baya unuttum. Özür dilerim. 

Yazacak pek bişey olmadı bi de, belki o yüzden yazma ihtiyacı belirmeyince, yazmayı da ihmal ettim. Ama yine de şunlar aklımda kaldı son 3 haftadan;
İşe girdim. 1 ay kadar çalışıp kendime doğru düzgün bi bilgisayar alıcam. 
Yine gitmek ile alakalı planlar yaptım tabi ki ama giderek zorlaşıyor sanki oralara gitmek, yeniden görmek. Ama başarıcam.

Şimdilik bu kadar aklıma geliyor. Daha normalleşince, burayı güncelleyeğim. 

3 Şubat 2015 Salı

Ses.385

Bi fark ettim ki, ağırlık var üzerimde. Gözlerimi açasım gelmiyor, burnum sızlıyor, kanlanmış gözlerim, hissediyorum. Yutkunurken bile acı çekiyorum. Ağzım kurumuş sızıdan. Omurgam sızlıyor yere uzanmaktan. Gözlerimi açtım, sen ölmüşsün. Ama neden, ne zaman bilmiyorum. Sadece o anın içine düşmüşüm. Ulaşamıyorum kimseye ki anlatayım, sorayım doğru mu diye. Öyle sadece hissediyorum, konuşamıyorum. Evde sağa sola yürüyorum birisi biyerden çıkar da ölmedi der diye. Ama hiç kimse yok evde. Yere çöküyorum. Bekledim öylece, aklımda olmayışının verdiği boşluk, varlık, hiçlik, heplik, benlik, anılar, hayaller, geçmiş, gelecek, yüzün, ellerin, yanağın, saçların, omuzun ve hayatımla ilgili olan her şey ile.
Bi an ellerimi yüzüme kapadım, derin bi nefes alıp ellerimi çekince yüzümden fark ettim ki senin mezarının başına gelmişim. Ağzımda acı bi tat var, yanağımı ısırıyorum acısın da aklım başka yere gitsin diye. Ama hissedemiyorum. Sadece hıçkırıyorum devamlı ama ağlayamıyorum. Kocaman bi taş yutmuşum gibi. Kemiklerimin arası sızlıyor. Öylece bekliyorum etrafta olan insanlar gitsin diye ama uzun sürüyor. Başım ellerimin arasında öylece bekliyorum, daha da bekliyorum. Biraz daha bekliyorum. Nefesimi tutuyorum, belki ölürüm diye. Ama tanıdığım insanlar gelip bana bişeyler söylüyor. Üzülme diyorlar. Duyamıyorum hiç birisini. Sadece ağızları hareket ediyor. Gözlerine bakamıyorum kimsenin, göz ucuyla suretleri beliriyor sadece zihnimde.
Nihayet herkes gidince, sessizlik artık rüzgar sesine dönüşünce, üzerinden bi avuç toprak alıyorum elime, bakıyorum ona. Saatlerce bakıyorum. Günlerce bakıyorum. Acısı geçmiyor hiç. Gözlerim hep doluyor ama ağlayamıyorum. Dişlerim damaklarıma batmaya başlıyor. Ayağa kalkıyorum gözlerimi kapatıp aklıma yüzün gelsin diye bekliyorum.
Bi açıyorum gözlerimi.
Hala her yer karanlık.
Bir daha kapıyorum, açıyorum.
Hala karanlık.

Sonra bi uyanıyorum, sağ kulağım acıyor. Üzerine yatmışım kolumun falan. Sinir oluyorum yorgana yatağa yastığa hepsine. Tableti elime alıyorum bi bakıyorum, sen hala yazmamışsın. Kızıyorum önce bi ama sonra geçiyor. Toprağın geliyor aklıma, gülüyorum. Kalkıp soğuk bi su içmenin zamanı gelmiş galiba.

1 Şubat 2015 Pazar

Ses.384

Neden hayatımdaki tüm insanlar, beklentilerini hayallerinin ötesinde tutuyorlar ki benimle ilgili? Rahat rahat bi gece geçiremeyecek miyim ben? Neden sadece iyi geceler dileyip, sakin bi gece geçiremiyorum? Neden suratlarda sanki yapmam gereken bişeyi yapmamışım gibi bi bakış var? Nereden geliyor bu şişkinlik? Arkadaş, ben yapmıyorum sana, size böyle. Siz neden bana yapıyorsunuz? Bir tek ben mi eksiğim la şu dünyada? Yada neden eksik olayım ben? Sen benden ne bekliyorsun da ben yapamıyorum? Belki de sen hiç konuşmuyorsundur? Olabilir mi? Aklından geçenleri okuyamadığımı görmek bu kadar zor değil ki. Sadece otururken bile, sanki bu işte bi yanlışlık var hissini hissetmekten bunaldım. Atamıyorum da üstümden. Büyük bi drama var ve o dramayı sen yaratıyorsun adam/kadın. Ve çözebilecek tek kişi sen iken, kendinden başka herkesi bu durumdan sorumlu tutuyorsun. İşte bu, beni bok gibi hissettiriyor.

26 Ocak 2015 Pazartesi

Ses.383

Uzunca bir aradan sonra tekrar gelelim kafamızın karışıklığına ve dağınıklığına. Evet dostum, artık tahammül sınırım yok sayılır. Evvelden var olan ve nadir kullandığım kısmını da bitirmişim. Acil durumlar için zerre birikimim kalmadı. Düşünemeden enine boyuna, hemen tepki ve yargı beliriyor zihnimde. Üstelik bunu "mantık" adı altında yapıyorum sanırım. Çok objektif bakıp duygusal olarak yaklaşmadığımı düşünüyorum, ki olayın özü tamamen duyusallık üzerine kurulu.
Yanımda bulunan insanlara üzülüyorum, benimle birlikteler diye. Uzaktan her şeyi iyi götürüyorum. Hatta uzaktakilere karşı sabır üretebiliyorum. Ama karşımdakinin gözlerine bakarak yaşıyorsam o anları, o zaman kendi üzerimdeki etkim yok oluyor.

---

Bunların yanında, romantizm adı altında yaşadığım duygusallığın ise haddi hesabı yok. Yolda yürürken, dolmuş camından dışarı bakarken, arkadaşımın yanında kahkahalar atarken bile, bilinçsizce gözlerim dolabiliyor. Ve hissetmenin dışında, duygu kendiliğinden ortaya çıkıyor ve ona adapte oluyorum. O an, sanki dünyanın sonu gelmiş ve yalnız kalmışım. Keder, sessizlik, yoksunluk... Daha neler! Saçmalığın bayrak tutanı.

---

Yukarıda saydığım sebeplerden ötürü de, olup olmadın insanlara, dramatize ediyorum her şeyi. Barda otururken tanıştığım adama bile anlatacak seviyedeyim her şeyi. Ki her şey dediğim ise, hiç bir şey aslında. Yokuşun başından bi şarkı yuvarla aşağı, varınca en sonra, dağlar kadar acı oluyor. Etraftan topluyor, bazen başkalarının acıları ve anılarından, birikiyor ve bir bakmışım, ben yaşıyorum onları.

---

Konserden sonra oluşan ve bi süre daha devam edecek boşluk, beni de bi işe yaramaz sersem gibi hissettiriyor. Ha bir de para kazanamıyorum bu sırada, o canımı çok sıkıyor. Ve para kazanamadığım için de minik planlarımı bile gerçekleştirmek için bana para veren insanlara açıklama yapmak zorunda kalıyorum. Sorun, açıklama yapmak değil, buna zorunlu olmak. Aslında hayatımda olan en büyük sorun, bişeyi yapmaya zorunlu olmak. Belki ben ömrümün sonuna kadar kendi isteğim ve hevesim ile yapsam sıkıntı olmayacak. Ama zorunluluk, beni öldürüyor. Nefesim kesiliyor. Ellerim titriyor. Gözlerim kararıyor. Sağır ediyor. Etkisiz hale getiriyor anlayacağın.

21 Ocak 2015 Çarşamba

Ivory 2015















Bir Ivory turunu daha bitirmiş bulunmaktayız. Teknik olarak ebemizin kulakları çok çınladı ama keyif almasını bildik bu durumdan. İzmir - Hayal Kahvesi, İstanbul Bronx Pi ve Ankara Passage'da çaldık döndük. Stres ve gerginlik pek eksik olmadı yanımdan ama yine de eğlenmesini öğrendik. Kısa vadeli tartışmalarla yara bırakmadan uğraştık durduk birbirimizle.
Fotoğraf da ise İzmir konserinde bulunan ekibimiz bulunuyor. Özverinin can bulmuş hali yukarıdaki insanlarla betimlenmiştir.

10 Ocak 2015 Cumartesi

Ses.382

Son zamanlarda yazamıyorum, ara ara olduğu gibi, çünkü bu bi iki aydır kafamı toparlayamamaktan şikayetçiyim artık. Yaptığım yada yaşadığım hayatın karmaşasından değil, yapmaya çalıştığım şeye vermek istediğim şeyleri düşünüyorum, bir de verdiğim şeylere bakıyorum. Bi arpa boyu yol gidememişim gibi. İşte bu durum beni deli ediyor. Tahammül edemez hale getiriyor. Geçmişte hiç sorun etmeyeceğim şeyleri, dünyanın sonuymuş gibi görmeye başlıyorum. Şu anda örnek verecek kadar da bi hissi yok üzerimde. Ama her şeye karşı sabırsız ve tahammülsüzüm. Ve bu bana ilk defa oluyor. Yapmak istediğim şeylerin karşısına çıkan sorunlara bakıyorum da, resmen denizleri geçip bi avuç su da boğuluyorum. Belki de birazcık dışarıdan bakarsam, boğulmuyorumdur da. Ama hissettiğim şey, azımsanamayacak bi öfke ve kin. Ve akabinde de vicdani ağrılar. Doğası gereği çok güçlü olan istekler, hayaller, hedeflerler sanki pamuk ipliğinde gibi. Çevremdekiler ortaya çıkacak şeyin farkındalar belki, ama anlamadığım bi umursamazlık var. Zorba baba, çocuğunu döverken anne bi köşeye saklanır da görmezden gelir ya, aynen o hissi yaşıyorum. Dayak yerken ben, etrafımdakiler, la bi dur ne oluyor orada demiyorlar. Ve bu beni deli ediyor. Hani şu da var, halden anlamayan bi adam da değilim. Vardan ve yoktan anlarım. Bunu zorlamıyorum da zaten. Ama varken yok denmesi, içimi öyle bi yakıyor ki, dayak yerken ben, hiç bakmayan anne gibi geliyor kaşımdaki. Daha sonra da ben bu hissi hissetmemiş gibi yapamıyorum. Ki yapabilirim, ama yapmıyorum.

---

Bunun dışında, bu sanrı gibi hayallerin içinde, var ettiğimiz değerler mevcut.





















Yine çalacağız yakın vakitte (aslında çok yakın vakitte ve hala şarkılara çalışıyorum ben). Güzel şarkılar olacak yine. İşleri biraz daha büyüttük bu sefer. Hem şarkılar, hem mevzuya yaklaşım olarak. Değişik olacak en azından.

Bunlar da şarkılar;

Set I – POS / PT / Opeth

Diffidentia (Breaching the Core)
Windowpane
Arriving Somewhere But Not Here
Anesthetize
Burden
Iter Impius

---

Set II – Dream Theater

The Mirror
Lie
Scarred
SpaceDye-Vest
The Dance of Eternity
Octavarium

---

Evet ben de farkındayım (hatta hissediyorum) şarkılar birazcık vicdansızca seçilmiş durumda. Göğsünün orta yerine yumruk yemişsin hissini yaşıyorsun hepsini ardı ardına dinleyince. Bilirim o hissi :)

5 Ocak 2015 Pazartesi

Ses.381

Az evvel bi arkadaşımın bloğuna bakarken (daha doğrusu yeni açtığı bloğu ile ilgili fikir alışverişi yaparken) kendi bloğumun 5 yıldır var olduğunu fark ettim. Yazarken hiç fark etmemişim ama 5 yıldır bitmeyen hevesle yazmışım buraya. Çok garip bi his, geçmiş 5 yılın hala burada duruyor oluşu. İstediğim zaman her şeyi hatırlayabilecek olmak daha bi garip bi his. Keşke varlık olsaydın da yanımda taşıyabilseydim diye düşünüyorum arada seni. Elektriğe muhtaç kalmazdım böylece.