Daha öğlen olmadı değil mi? Evet, daha olmamış. Öğleden sonra yazı yazmayı sevmiyorum sana Blôg. Çünkü öğleden sonra, kadın programları başlıyor televizyonda!
Aklıma geldi de;
Eğer kanatlarım olsaydı, ben yürümeyi tercih ederdim. Şu anda ayaklarım var ve benim uçmam lazım. Yoksa ne anlamı kalır ki?
MÜHİM MESELE
Nefes al, nefes ver. Nefes al, nefes ver… Nefes al… ve biraz tut şimdi.
Okudukça ben olacağın bir yer burası. Okudukça beni anlayacağın yer, burası. Belki nefret edeceksin benden beni tanıdığına pişman olarak, belki de beni özleyeceksin yine pişmanlıkla.Ne okuman için bir sebep var, ne de okudukça varacağın bir sonuç.
Sadece ben. Eğer istersen.
Şimdi bırakabilirsin.
9 Aralık 2011 Cuma
6 Aralık 2011 Salı
Ses.213
Sounds of Earth adında bi albüm serisi var. Anlaşılacağı gibi doğal seslerin stereo olarak kaydedilmiş halleri bulunuyor. Yağmur Ormanları, Denizler, Okyanuslar, Ormanlar, Fırtınalar, bir sürü kayıt var ve çok kaliteliler. Dinlerken insan istemsiz olarak sakinleşiyor. Son 2 yıldır hiç ayırmadım yanımdan bu kayıtları. Ne zaman gerilsem dinliyorum ve çok işe yarıyorlar.
4 Aralık 2011 Pazar
Ses.212
Bildiğim bir yol var her zaman hatırlayacağım.
Bildiğim bir yol var hiç korkmadan seveceğim.
Bildiğim bir yol var her zaman özleyeceğim.
Bildiğim bir yol var artık asla göremeyeceğim.
Hatırladığım bir yüz var güneşi doğduran.
Hatırladığım bir yüz var yağmurlar yağdıran.
Hatırladığım bir yüz var zamanı durduran.
Hatırladığım bir yüz var beni sadece ben yapan.
Sessiz bir müzik, gürültülü bir görüntü.
Buz gibi bir gün doğumu, sıcacık bi gölge.
Ezip geçtiğim gök yüzü, yıldızları gördüğüm toprak.
Hep sevecek olan sen, aslında hiç sevmeyen ben.
Bildiğim bir yol var hiç korkmadan seveceğim.
Bildiğim bir yol var her zaman özleyeceğim.
Bildiğim bir yol var artık asla göremeyeceğim.
Hatırladığım bir yüz var güneşi doğduran.
Hatırladığım bir yüz var yağmurlar yağdıran.
Hatırladığım bir yüz var zamanı durduran.
Hatırladığım bir yüz var beni sadece ben yapan.
Sessiz bir müzik, gürültülü bir görüntü.
Buz gibi bir gün doğumu, sıcacık bi gölge.
Ezip geçtiğim gök yüzü, yıldızları gördüğüm toprak.
Hep sevecek olan sen, aslında hiç sevmeyen ben.
1 Aralık 2011 Perşembe
Ses.211
Garip tesadüfleri seviyorum. Hafızamın dibinde yatan bi kaç küçük melodinin nereye ait olduğunu bulmaya çalışmayı daha çok seviyorum. O kadar keyifliyim ki anlatamam. İstemsiz bi gülüş var suratımda.
Szomorú
vasárnap
Szomorú
vasárnap
száz fehér virággal
vártalak kedvesem
templomi imával.
Álmokat kergető
vasárnap délelőtt,
bánatom hintaja
nélküled visszajött.
Azóta szomorú
mindig a vasárnap,
könny csak az italom,
kenyerem a bánat.
száz fehér virággal
vártalak kedvesem
templomi imával.
Álmokat kergető
vasárnap délelőtt,
bánatom hintaja
nélküled visszajött.
Azóta szomorú
mindig a vasárnap,
könny csak az italom,
kenyerem a bánat.
29 Kasım 2011 Salı
Ses.210
Neredeyse 2 yıldır blog kullanıcısıyım, öğlen saatinde yazı yazdıracak hiç bi sebep olamaz diye düşünürdüm hep.
Ama oldu.
Ama oldu.
Kadınların kaybettiklerinin ardından üzülmeyip de, pişman oluşları beni benden alıyor sevgilim.
Çok sıkıyor bide. Bide hiç bişey yokmuş gibi davranıyorlar ya, beni tanımıyorlarmış gibi, her sorunu çözmeden yeniden Merhaba demeyeceğimi bilmiyorlarmış gibi. Ha bak eğer bilmiyorsan, öğren o zaman.
Çok sıkıyor bide. Bide hiç bişey yokmuş gibi davranıyorlar ya, beni tanımıyorlarmış gibi, her sorunu çözmeden yeniden Merhaba demeyeceğimi bilmiyorlarmış gibi. Ha bak eğer bilmiyorsan, öğren o zaman.
---
Ha bi de hastaneye gittim bugün, sonrada geldim.
Bi bok olmadı.
Bi bok olmadı.
27 Kasım 2011 Pazar
Sembolik Şizofreni
22 Kasım 2011 Salı
Tek Renk Kelebek
Kasıklarımdaki ağrıya bi anlam veremiyorum asla.
Dün ki o kadın mı ?
Yoksa ondan evvel ki?
Yoksa dün düştüğümde çarptığım taş mı?
Tam ortamdaki sızıya anlam veremiyorum.
Hatırladığım o günler mi?
Yoksa hiç yaşamadığım şeyler mi?
Yoksa soğuk havanın bi etkisi mi?
Çiçekler kokuyor etrafım,
Senin için ektiğim, asla bilmediğin.
Kelebekler konuyor canlarıma,
Yarın öleceklerini bildiğim.
Canlarım, renklerim, sevdiklerim.
Benim biriciklerim, kelebeklerim.
Şarkılarımda ki anlamların, neden sen olduğunu bi türlü anlamıyorum.
Çalamadığım şeyler yüzünden mi?
Yoksa çaldığım şeylerden mi?
Yoksa gözümü kapatınca gördüğüm o sanrılar mı?
Soluk renklere boyanmış duvarlarım,
Üşümeyeyim diye etrafıma yaptığım.
Mavilerin içinde ben hep yalnız,
Yalnızlığın içinde ben hep yanlış.
Anlamını bilmediğim ama varlığını bildiğim her yerde,
Vardım, varım, var olacağım.
Karlar düşüyor avuçlarıma,
Varlığını hiç hissetmediğim.
Vicdanım, üzüntüm, kaybettiklerim.
Benim biricik, tanecik, küçücük kelebeklerim.
Dün ki o kadın mı ?
Yoksa ondan evvel ki?
Yoksa dün düştüğümde çarptığım taş mı?
Tam ortamdaki sızıya anlam veremiyorum.
Hatırladığım o günler mi?
Yoksa hiç yaşamadığım şeyler mi?
Yoksa soğuk havanın bi etkisi mi?
Çiçekler kokuyor etrafım,
Senin için ektiğim, asla bilmediğin.
Kelebekler konuyor canlarıma,
Yarın öleceklerini bildiğim.
Canlarım, renklerim, sevdiklerim.
Benim biriciklerim, kelebeklerim.
Şarkılarımda ki anlamların, neden sen olduğunu bi türlü anlamıyorum.
Çalamadığım şeyler yüzünden mi?
Yoksa çaldığım şeylerden mi?
Yoksa gözümü kapatınca gördüğüm o sanrılar mı?
Soluk renklere boyanmış duvarlarım,
Üşümeyeyim diye etrafıma yaptığım.
Mavilerin içinde ben hep yalnız,
Yalnızlığın içinde ben hep yanlış.
Anlamını bilmediğim ama varlığını bildiğim her yerde,
Vardım, varım, var olacağım.
Karlar düşüyor avuçlarıma,
Varlığını hiç hissetmediğim.
Vicdanım, üzüntüm, kaybettiklerim.
Benim biricik, tanecik, küçücük kelebeklerim.
19 Kasım 2011 Cumartesi
Seize the Day
I went to the woods to live deliberately,
To front the facts of life,
To see if i could not learn
What it had to teach,
That i should not die
And learn that i had not lived.
---
He's my only one
Now that my time has come
Now that my life is done
We look into the sun
Seize the day
And don't you cry
Now it's time
To say good-bye
Even though
I'll be gone
I will live on
Live on
---
Happiness is like a butterfly;
The more you chase it,
The more it will elude you.
But if you turn your attention to other things,
It will come and sit softly on your shoulder
* Thoreau
* Thoreau
---
Gather ye rosebuds while ye may,
Old time is still a-flying;
And the same flower that smiles today
Tomorrow will be dying.
The glorious lamp of heaven the sun,
The higher he's a-getting,
The sooner will his race be run,
And nearer he's to setting.
That age is best which is the first,
When youth and blood are warmer;
But being spent, the worse, and worst
Times still succeed the former.
Then be not coy, but use your time,
And, while ye may, go marry;
For, having lost but once your prime,
You may forever tarry.
18 Kasım 2011 Cuma
Ses.209
İçten bi kahkaha daha geliyor. Bi tane daha :) Sanırım başkalarının derdinden uzaktayım :) Çok garip. Keşke şu anda konuşabileceğim birisi olsaydı yanımda ve aklımdakileri anlatıp, onunla beraber gülseydik. Çok eğlenirdik :) Çok gülüyorum :) Bazen bazı şeyleri çok kişiselleştiriyorum o kesin. Sorunları da mutlulukları da. Ağlıyorsan da kendine, gülüyorsan da. Bana bulaşmayın yeter :) Çok güldüm la gece gece.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
